Sektörde uzun yıllardır iş zekâsı ve veri ambarı kavramlarını konuşuyoruz. Firmaların verilerini raporlayarak, analiz ederek ve geleceğe yönelik öngörüler oluşturmak için sayısız yöntem geliştirildi. Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte donanımlar hızlandı, depolama kapasitesi arttı — fakat aynı hızda, hatta daha da büyük bir ölçekte, verinin hacmi ve çeşitliliği de büyüdü.

İlk dönemlerde entegrasyon problemleriyle boğuşuyorduk. Sistemlerin birbirleriyle daha uyumlu hale gelmesi bazı donanımsal sorunları çözse de, bu kez “Büyük Veri” kavramı hayatımıza girdi. Ardından dijitalleşmenin önemini kavradık ve dijital dönüşüm yolculuğuna çıktık. Şimdilerdeyse yapay zekâ (AI) çağındayız.
Ancak bunca değişime rağmen, en başından beri listemizin zirvesinde değişmeyen bir konu var: Veri Kalitesi.
Veri kalitesi farklı kaynaklarda çeşitli şekillerde tanımlanıyor. Benim için “kaliteli veri” yalnızca tekil ve bütünleşik olmakla kalmaz; aynı zamanda veri yönetişiminin uygulanmış olduğu, gerçekten ihtiyacımız olan bilgiyi doğru ve eksiksiz biçimde içeren veridir.
Bu çerçevede benim için kaliteli veri şu sorulara olumlu cevap verebilen veridir:
- Gerçekten sistemden bana değer katacak bilgiyi alabiliyor muyum?
- Bu veri gereksiz biçimde replike ediliyor mu?
- Veri başka kaynaklarla zenginleştirilebilir mi?
- Bu veriyi hangi diğer verilerle ilişkilendirebilirim?
- Veri sahipliği açıkça tanımlanmış mı?
- Yetkisiz erişim mümkün mü?
- Yedekleme, güvenlik ve süreklilik için hangi önlemler var?
- Erişim performansı ve analiz hızı yeterli mi?
Bu soruların her biri, kaliteli veriye ulaşma yolculuğunun bir adımıdır. Bu sorulara net cevaplarınız olmadığı sürece ne verinize güvenebilirsiniz ne de analizlerinize.
Bu soruların her biri, kaliteli veriye ulaşma yolculuğunun bir adımını temsil ediyor.
Günlük iş hayatımda karşılaştığım örneklerden, yaptığım sohbetlerden ve okuduklarımdan derlediğim deneyimleri bu sitede paylaşıyorum. Sizlerin katkılarıyla bu alanı daha da zenginleştirmekten büyük mutluluk duyarım.